Kalbiniz kemikleriniz kadar kolay kırılabilir. Kalbiniz kırıldığında, aklınız genellikle sizi kandırır; sizi umutsuzluğa sürükler ve aslında imkansız olan en küçük iyileşme umutlarına tutunmaya ikna eder. 

Uzmanlar beynimizin bu tür ayrılıkları bir çeşit yanma olarak algıladığını söylüyor. Yani, beynimiz duygusal acıyı aslında fiziksel acı gibi algılıyor, ancak sorun şu ki, fiziksel acıyla nasıl baş edeceğini bilen vücudumuzun aksine, duygusal yaraları nasıl tamir edeceğimizi bilmiyoruz. Bu nedenle, en azından bir süre için, aklımız kendini birçok çatışan fikrin, boş beklentilerin ve anlamsız akıl yürütmelerin içinde buluyor.

Aklınız sizi yanıltıyor; bunu kırıldığı için, istemsiz olarak yapıyor. Duygusal acı beraberinde kederi getiriyor. Çünkü keder onun için, kendini çaresizlikle beseleyebileceği bir sığınak, kaçabileceği kuytu köşe.

Kalp kırıklığından sonra yaşanan bu süreçte, oldukça yaygın olarak “hayatımdaki en önemli insanı, beni mutlu edebilecek tek insanı kaybettim” gibi zararlı düşünceler kişilerin aklını meşgul eder. Aklınız sizi kandırıyor, hatta aslında, sizi rehin alıyor. Hayatınızdaki en önemli insan sizsiniz. Hayatınızın bir döneminde sizin için çok önemli olan partneriniz artık hayatınızda yok ve bu kabul etmeniz gereken bir gerçek.

Aklı insanı dürter ve yanlış bir şey yaptım değiştirebilirim diyerek inkar savaşını başlatır. İşte kaybın ardından verilen savaş bu adımla başlar.

Bu adım her yolu denediğimiz bir zaman dilimidir. Bu aşamada kişi sıkça kendini suçlama eğilimi gösterir. Kendimize, ilişkimize gereken özeni göstermediğimizi, yanlış bir şeyler yaptığımızı, ortadaki sorunun onarılabileceğini söyleriz.

Kafamızdaki bu düşüncelerle, takıntılı bir ruh hali içerisine bürünürüz. Karşımızdaki kişiyi tekrar deneme konusunda ikna etmeye çalışırız. Temiz bir sayfa açmaya, her şeye en baştan başlamaya ikna etmeye çalışırız. Çünkü ne de olsa aramızdaki ilişki bu şekilde bir köşeye atılmamalıdır. Ancak, aklınız sizi yine kandırıyor. Kalbiniz kırık ve iyi niyetiniz gözünüzü kör ediyor.

“Bazen hayatımızdan biri çıkar ve dünya artık boş gelir” kısmında takılı kalırız. Bu cümle aslında doğru. Elbette, yaşadığımız duygusal çöküşten sonra hayatımız artık eskisi gibi devam etmeyecek.

Ancak, aklınız sizi bu konuda da kandırıyor ve size bir daha asla mutlu olamayacağınızı söylüyor. Size, artık sevgiye layık olmadığınızı, dokunduğunuz her şeyi mahvettiğinizi ve sizi terk eden sevgiliniz gibi birini bir daha asla bulamayacağınızı söyleyecek. Bu tür düşünceler, saçma bir işkence biçimidir.

Tabi ki hayatımız eskisi gibi olmayacak. Çünkü hayatımız bundan sonra farklı ve daha güzel olacak.

Çünkü artık hayatımızı yanımızda bizi sevmeyen biriyle, sevmiş olsa bile bizim istediğimiz gibi sevemeyen biriyle sürdürmeye çalışmak zorunda değiliz.

Kısacası, kalbimiz kırıkken aklımıza her zaman güvenemeyeceğimizi biliyoruz. Ancak, çoğu zaman hislerimiz ve düşüncelerimiz savaşın bir parçasıdır. Olan şeyleri oldukları gibi kabul edebilmek, etrafımızı saran kaosun içinde daha sağlam bir ruh sağlığıyla var olabilmemizi sağlar.

Zaman içinde, kendimize duyduğumuz saygının bize sağladığı kalkanın arkasında kendimize yeniden bir yer bulacağız ve böylece, epey hassas ancak temel bir iş olan kalbimizi iyileştirme sürecine başlayacağız.

Yaşadıklarımızla yüzleşmek bu iyileşme sürecinin en önemli ilacıdır. Sevilmek ve sevgiyi tatmış olmak güzel birikimlerdir. Bunun farkında olarak kabulleniş  ve daha güzellerine adım atma isteğimiz tekrar dirilişimizi sağlayacaktır. Sevgiyle…

Ayfer ÖZDEMİR