Aslında değişmenin zorluğundan önce gerekliliğini anlamak gerek. Evet, ağaç yaşken eğilir, belli bir yaştan sonra değişmek kolay değildir. Fakat değişmekten ne anlaşıldığına bir bakmak gerek, değişimi gerçekleştirmek için. Değişmek bir kişinin yapısının tamamen değişmesi demek değildir. Değişmek, kişinin bambaşka bir insan olması demek değil, kişiye acı veren, onu mutsuz eden düşünce sistemini ve bu sistemle paralel gelişen tutum ve davranışlarını değiştirmesidir. 

“Değişmek zordur” sözü o kadar fazla kullanılıyor ki, çoğu zaman değişimden anlaşılan, sanki kişi başına gelen bir olay sonucu birden bire aydınlanacak ve o aydınlanmanın verdiği güçle tüm zorluğuna rağmen, birden değişecek oluyor. O aydınlanma kolay kolay yaşanamadığı ve doğa üstü bir güç de gelmediği için o değişim bir türlü gerçekleşemiyor. Kişi aynı yerde, aynı kısır döngüde kalakalıyor; ağzında ise “Değişmek zordur” cümlesi dolanıp duruyor. 

Bu durumda şu soruları sormak gerekir; madem değişim sonucunda kişinin hayatındaki acı azalacak, o zaman neden değişmek istemez insan? Neden değişmek, değişmemekten daha zor gelir? Değişmek ne zaman gereklidir ve şart mıdır? Şimdi bu soruların cevaplarına doğru ilerleyelim.

Hepimiz yıllar içinde deneyimlerimizi baz alarak çeşitli düşünce ve inanç kalıpları ediniriz. O kalıplar o kadar köklü hale gelir ki, o düşünce ve inançların sadece bize ait olduğu gerçekliğinden uzaklaşır, onların evrensel doğrular olduğuna inanmaya başlarız. Bunun sonucunda da biz doğruymuşuz diğerleri yanlışmış, başımıza gelen tüm felaketler, sıkıntılar ise durumların veya başkalarının suçuymuş gibi gelebilir bize. Eğer başımıza gelenlerin sadece bizim suçumuz olduğuna inanıyorsak da geri dönüşün imkansız olduğunu düşünebilir, çaresizlik duygusuna mahkum edebiliriz kendimizi. 

Tüm bu döngüden çıkmak için ise bir mucize beklenilmeye başlanır; bir gün gelecek, bir şey olacak ve her şey değişecek. Kişi değişecek. Hayat değişecek. O an beklenilirken ise yıllar geçer. Ömür biter. İşte bu bekleme anını kırmak için gereklidir değişim, kontrolsüz hissedilen anda kontrolü ele alabilmek için gereklidir. Kararlar vermek ve kararların sonuçları ile baş edebilecek kadar sağlam durabilmek için gereklidir. Değişmek, yaşanılan tek bir hayatta değiştirilebilecek şeyleri değiştirmek, değiştirilemeyecek şeyleri de kabul ederek önüne bakabilmesi için insanın, gereklidir. 

Düşünün; hayatınızdan mutlu değilsiniz, kıstırılmışlık duygusu ile rutininizi yaşıyorsunuz. Peki, bu mahkumiyetten kurtulmak mümkün mü? Gerçekten özgürleşebilir mi insan? Cevap ise; evet. Yeter ki değişimin zorluğunu göze alabilsin, “Yapamam” deyip kestirip atmasın ve bahanelerle ört bas etmesin.

Diyelim ki geçmişte yaptığınız seçimlerden dolayı pişmanlık duyuyorsunuz. O seçimlerin sonuçları da size acı veriyor. Öte yandan aslında ne yapacağınızı biliyorsunuz, tek yapmanız gereken hareket etmek, ama siz duruyorsunuz, bekliyorsunuz. Neden mi? Çünkü insanın bildiği mutsuzluk, belirsizliğin risklerinden ve olası mutsuzluklarından daha güvenli geliyor insana da ondan! 

Mutsuz da etse, konfor alanı tanıdık, olası acılar belli, o acılarla baş etme yöntemleri de belli; başkalarını suçlamak, hayata öfke duymak, kendini kurban ilan edip bu döngüde çaresizlik duygusuyla acıya yatırım yapmak. Oysa insan mutsuz olduğu hayatında biraz cesur olabilse kendisini mutsuz eden durumları değiştirebilmenin illa ki bir yolunu bulur. Sonuçta değişimin amacı, sıkıntı yaratan düşünce, tutum, davranış ve durumlardan özgürleşmek; daha mutlu bir yaşama adım atmaktır. 

Bazen kişi mutsuz olduğu halde kariyerini ya da iş yerini değiştiremez, bazen çok mutsuz olduğu bir evlilikte kalmayı seçer, bazen de oldurtmaya çalıştığı bir ilişkinin, kişinin peşinden koşar durur. Hepsinde bir yatırım vardır, harcanan zaman vardır, o alandan çıkmaya çalışmak demek hata yapmış olmayı kabul etmek olacaktır. Oysa mükemmel karar yoktur ve her kararın çeşitli sonuçları olacaktır. 

Değişmemekte ısrar etmek, hareket etmektense başkalarını ve koşulları suçlamak, kendine öfkelenip hayatından durmadan şikayet etmek kabullenmek değildir; bu tamamen konfor alanından çıkmaktan korkmak, değişmek için çaba harcamamak ve bir şeyler kendiliğinden değişmediği için hayıflanmaktır. Bu durumda ise özgürleşme asla mümkün olmaz. 

İnsan hayatından şikayet ettiği noktada durup bir bakmalı; düşünmeli, kendisini mutsuz eden durumları, kişileri belirlemeli. Düşünce sistemini gözden geçirmeli, düşünceleri ne kadarı gerçek, ne kadarını kendi deneyimleri doğrultusunda genelleştirmiş ve kendi gerçekliği haline getirmiş ayrıştırmalı.

Unutulmamalıdır ki; sıkıntı içinde, mutsuz sürdürülmeye çalışan bir hayattansa, geleceğin belirsizliği ve yaratabileceği olası problemler ile baş etmeyi göze almak mutlu olmak adına daha fazla umut vadeder. 

Ayfer ÖZDEMİR