Ben “Eğer bir insan tüm dünyayı kazanır, ama ruhunu kaybederse ne kazanmış olur?” deyişini çok severim.  Ruhunuzu kaybetmeniz mümkün müdür? Ehh mümkündür. Çünkü size sağlanan ruh gündemini yerine getirmezseniz ve o gündemi hayatta kalma güdüsü uğruna boş verirseniz, ruhunuzu kaybetmiş sayılırsınız. Ölüm zamanınız geldiğinde, geçmiş hayatınızı gözden geçirdiğinizde bu hayatta ÖZ yerine sadece beden için yaşadığınızı görürsünüz.

ÖZ bilinmeyeni bilinir kılmak için, deneyimleyerek tekamül etmek için buradadır.  Peki o bilinmeyeni bilinir kılmak için buradaysa, insanın dünya yolculuğunda sadece yaşamak uğruna yaptığı tutumlarda bilinmeyen ne vardır? diye sormalıyım bu durumda.  Ruhun, yani ÖZ’ ün hayatta kalmaya ihtiyacı yoktur, ÖZ hayatta kalmanın kaynağıdır. ÖZ’ünüz sizin hayatta kalmayla hiçbir ilgisi olmayan, tekamülü ateşleyen sınırsız veçhenizdir.  Çünkü  tekamül ateşiniz bilinmeyeni bilinir kılma yeteneğinizdir. ÖZ‘ün gündemi budur.

İnsanlar günlük ekmekleri için didişip çekişmekte ve bunun için her türlü yollara başvurmaktadır. Bu hepimizin içinde mevcuttur. Sadece dünyevi koşturmacalar içerisinde olunca ÖZ, açlık çekmektedir. Siz asla bir öğünü kaçırmaz, ama ÖZ’ünüzü açlıktan öldürürsünüz. Buradaki sorun budur. İnsanlığına fazlaca karışıp bulaşanlar ÖZ’lerini açlıktan kıvrandırırlar.

Eğer hedefiniz sınırsız, mucizevi, ölümsüz bir varlık olmaksa, o zaman insansılığınızdan kurtulmanız gereklidir. Ancak bunu yaparsanız ÖZ beyne hükmedebilir.  Tabi bunu neden yapayım ki diye düşünenler de olacaktır. Bunu seçenler tekamül yerine, hayatta kalmaya odaklı halde yaşayacaklardır. Hayatta kalmaya odaklandıkça, bolluk enerjisi yerine yoksunluk enerjisinden kaynaklanıp beslenmeye devam edeceklerdir.

Eğer siz hayatta kalma ihtiyacı üzerine odaklanıyorsanız, hayatınızda hemen ne ortaya çıkacaktır? Acı, güvensizlik, korku, savaş, kuşku, başarı, başarısızlık, yoksunluk, önyargı… bu liste bu şekilde uzayıp gidecektir.  Siz gerçekten ihtiyaç duyduğunuz bir şey üzerinde odaklanmaya başladığınızda, birden duygusal bedeniniz bir ordu gibi ortaya çıkıp,  yolu üzerindeki her şeyi kesip biçmeye başlar. Siz bir sabah öfkeli uyanır ve sonra bunun nedenini bilmezsiniz. Rüyalarınızda belki ölümden dönen korku dolu anlar görürsünüz anlamazsınız. Bilinçaltının dışa vurumu olarak bunlar rüyalarınıza da, duygularınıza da yansır.

Çünkü beyninizdeki sinir hücreleri hayatta kalmak üzere her şeyi ayaklandırmış, seferberlik ilan etmiştir. İşte anlam veremediğiniz öfkenizin sebeplerinden biri de budur. Amaç hayatta kalma mücadelesidir. Belki arkadaşlarınızın ya da çevrenizdekilerin sahip olduklarını kıskanır nefret bile edersiniz, belki de onların hakkı olmadığını bile düşünürsünüz. İşte bu duygular da hayatta kalma güdüsünden doğmaktadır. Böylece her ne zaman siz ihtiyaç duyduğunuz bir şeyi tezahür ettirmek isteseniz, bu anlattığım örneklemeleri ortaya çıkartacaksınız.

Evet, bizler bu işkencenin tüm kapsamını ele alacak kadar uzun bir zamana sahip değiliz arkadaşlar.  Ama sonuçta insan ürünüyüz. Hayatta kalma güdümüzün olması normal, fakat bu alanın kontrolsüzlüğü ve tüm yaşam alanımızı kaplaması ise anormaldir. Çünkü burada ihtiyaç duyulan şeyler için, doğru bildiğimiz ÖZ’ümüzden vazgeçerek kendimizi mutsuzluğa hapsederiz.

Tekamülümüzde yol alacağımız günlerde olmak dileğiyle…

Ayfer ÖZDEMİR