MAHKUM ZİHİNLER

Ayfer ÖZDEMİR, Yaşam Fısıltısı

Çoğu zaman ruhumuz rutinlere kapılıp hayatın keşmekeşi içerisinde savrulurken kendi benliğimizin ne durumda olduğunu unuturuz. Kendimizi bile unutur hale geliriz hatta.  Kocaman kaosların içerisinde, vahşet haberlerinin içerisinde, ideolojilerin kurbanı zihinlerde, paranın maddenin ruhtan daha kıymetli hale geldiği şu zamanda, siyaset ve ekonomi ürkütücülüğü içerisinde bitip tükenmek bilinmezliklere yelken açan insanoğlu unuttuğu benliğin bilinmezliğinde her gün savrulmakta. 

Boşa kürek çeken insan  her zaman sorgulama ihtiyacı içerisinde bir şeylere inanma ihtiyacı duymuştur. Bu kimileri için din, kimileri için aidiyet duygusu yaşatan başka bir şey. İnsan bazen bir kurtarıcıya, bazen de peşinden gidilecek uğruna savaşılacak belki de can verilecek şeylere inanma yolunu seçmiştir. Maalesef ki  tüm inançlar beraberinde şiddeti getirmiştir. 

Bilgi konusuna gelince;  öğrenip araştırmak ve gelişmek insana zahmetli gelmiştir. Biraz daha armut piş ağzıma düş modunda, tabakta kolay, hazırca sunulan bilgiler insana kolay gelmiştir. Verilen hayatları yaşar gibiyiz. Yetinen modda uyuyoruz. Korkularımızın durduruculuğunda, bizim için bizim adımıza çizilen yolda yürüyoruz. Dayatmalardaki sürüngen hayatlara girmiyorum bile. 

Gücün, makamın, itibarın, şöhretin, başarının, paranın, saygın olmanın peşinde koşan rekabetçi bir toplum yarattık. Bu yarattığımız ve gurur duyduğumuz şeylerin tümü, içine bakıp da görmek istemediğimiz bu âlem, içinde hep şiddeti, düşmanlığı, korkuyu, ötekileştirmeyi barındırdı. 

Konforlu alan dediğimiz yani tek bildiğimiz de bu olduğu için bunun ötesinde bir hayat şekli bizi korkuttu. Bu yüzden de varolana her zamankinden daha sıkı sarılmaya devam ediyoruz. Şimdiye dek olan bitenden hep başkalarını suçladık. Suçlamak korkunun ürünüdür; insana güç verir. Suçlamada bulunan kişi bundan beslenir. Ama aslında suçlamak kendine acımanın değişik bir yoludur. Herhangi bir görüşe, ideolojiye, inanca, değerlere takılıp kalmış bir zihin özgür sayılamaz. 

Bilinmeyen her şeyden korkuyoruz. Yarından korkuyoruz. Değişmekten gelişmekten korkuyoruz. Yeniden başlamaktan korkuyoruz. Ölümden korkuyoruz…vs.  Hayatımız korkudan ibaret. Umutlara yer yok. Gerçeklikten kaçmak üzerine kurulu bir yaşam sürüyoruz. 

İçimizde gizliden ya da alenen barındırdığımız önyargılar, saldırganlık, , milliyetçilik, , idealler, egolar,  bencillik, inançlar ve tüm duygulardan ötürü savaşlardan sorumluyuz. Açlıktan sorumluyuz. Karmaşadan sorumluyuz. Asırlardır inançlarımız, toplum, sınıf, gelenek, din, ekonomi, ideolojiler, dostlar, aile, deneyimler, yeme-içme alışkanlıkları, sanat, bilim, dil ve eğitim gibi şeyler tarafından şartlandırıldık. Bu yüzden herhangi bir soruna karşı verdiğimiz tepki de hep şartlandırılmış oluyor.

Kim olursak olalım, evrenin neresinde hangi türden bir canlı olursak olalım, hangi kültüre, hangi dine, hangi millete ait olursak olalım, var olan her şeyden ama her şeyden birey olarak bütünüyle biz sorumluyuz. 

Tüm bunları idrak ettiğimiz ve birey olduğumuzun farkına vardığımız an harekete geçeceğiz.

Ayfer ÖZDEMİR

Bir cevap yazın