İçeriğe geç

RUH SAĞLIĞINA BAKIŞ AÇIMIZ

Toplum olarak bizler sağlık dediğimizde sadece fiziksel sağlığa önem veririz. Yani bizler, sağlık dendiğinde hayat içerisinde ne olursa olsun mutlaka kendimizin ve yakın çevremizin fiziksel sağlıklarını düşünürüz. Çünkü fiziksel sağlık elden giderse hayat kalitemiz ve huzurumuz elden gider. Ancak toplum olarak bizler Sağlık kelimesinin hem fiziksel, hem ruhsal hem de zihinsel olduğunu atlarız maalesef. Bugün Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlık terimine ilişkin açıklamasının maalesef ki bilincinde değiliz.

Toplumsal olarak  genelde Türkler; fiziksel sağlığımıza verdiğimiz önemi, ruhsal ve zihinsel sağlığımıza vermeyiz. Sanki ruhsal ve zihinsel sorunlarımız, hayat kalitemizi etkilemiyormuş gibi bu detayı görmezden geliriz.

Ruhsal ve zihinsel sağlığımız, hayat kalitemiz ve huzurumuz açısından çok ama çok önemlidir. Toplum her ne kadar psikolojiyi görmezden gelse de psikoloji her şeydir. Hatta toplumun başına gelmesini istemediği, fiziksel hastalıkların bile oluşmasındaki temel etken psikolojinin kötü olmasıdır. Sağlıklı çocuklar ve yarınlar yetiştirmeyi iyi beslemekle karıştırıyoruz maalesef ki.

Kurduğumuz cümleler… Sergilediğimiz davranışlar… Tavır ve tutumlarımızın çocuklar üzerindeki psikolojik sonuçlarını görmüyoruz bile. Çünkü psikoloji  görünmeyendir. Yaşamak nefes alıp vermek midir ki? Yemek yiyebiliyor mu? Oyun oynaya biliyor mu? Gibi soruların cevapları olumlu ise tamamdır. O çocukta hiçbir problem yoktur gözüyle bakılır.

Halbuki ruhsal ve zihinsel olarak sağlıklı beslenmeyen bir çocuğun ileri ki dönemlerinde yaşayacağı aşağılık kompleksi,  mutsuzluk hissi, özgüven sorunları, yetersizlik hissi vb. sorunları çocuğun hayat kalitesini gerçek anlamda olumsuz yönde etkileyecektir.

Biz insanlarda duygularımızın alt yapısı 0–7 yaş arasında, yani bebeklik ve çocukluk yıllarımızda oluşur.  İşte yetersizlik duygusu gibi birçok duygunun alt yapısının oluşması da bu yaşlara dayanır. 

Mesela yetersizlik duygusunun oluşmasındaki en önemli sebep  sürekli eleştiridir. Çünkü küçük bir çocuğun hayattaki en kıymetli isteği bulunduğu ortamda yani ailesi tarafından onaylanmak ve sevilmektir.  Çocuğun ileriki yaşlarında  sağlıklı ruh haline sahip olabilmesi için sevgiye ve onaylanmaya ihtiyacı vardır. 

Çocuğa özdeğer gösterilmez, sevginin dozu vardır, saygı duyulmaz, çünkü çocuğa sevgi gösterilirse “Çocuk ileride şımarabilir ve ailenin başına çıkabilir.”  gibi tuhaf inançlar vardır. 

Aynı şekilde takdir etmek, onaylamak, varlığına fikirlerine saygı duymak, aferin bravo  kelimeleri gibi olumlu cümleleri çocuğa söylemek, bizim Türk toplumundaki  bazı aileler için  çok anlamsızdır. Yani ne gerek var çocuğu takdir etmeye, onaylamaya,  başarılı ise  zaten olması gerekiyor. Başarısız ise  acıma yok, vur tekmeyi (!)misali.

Belli bir farkındalığa ulaşıncaya kadar, ailenin yetiştirme şekli ve verdiği hasarlar, hayatlarınız üzerinde rol oynasa da, sonrasında kendinizin farkına varabilmeli, bakış açılarınızı gözden geçirip gerekirse değiştirmelisiniz.

En önemlisi de, hayatta her halinizle yeterli ve değerli bir insan olduğunuzun bilincinde olmalısınız. Kendi değerinizi para, statü, şöhret gibi dışarıya bağlı değerlere bağlamamalısınız.

Unutmayın ki dünya üzerindeki kimse sizden üstün değil, siz de kimseden üstün değilsiniz. Bazı insanlar hayatta var olan maddi varlıkları sayesinde  ne kadar önünüzde olsa da, bu onların sizden üstün olduğu anlamına gelmez.

Ayrıca unutmamanız gereken bir diğer gerçekse; “Kimse sizin değerinizi belirleyemez, sizin değerinizi ancak kendiniz belirlersiniz.” Ve kendi gözünüzdeki değer kadar değer görürsünüz.

Ayfer ÖZDEMİR

Uluslararası NLP ve Profesyonel Yaşam Koçu

Bilinçaltı  ve Kişisel Gelişim Uzmanı

Bir cevap yazın