RUH VE YENİDEN DOĞUŞU

Ruh, bireyin tüm yolculuğunun kaydolduğu Yaşam Kitabıdır. Ruh seyir defteri gibidir. Bir ruh olmadan ilerlemeniz asla mümkün değildir. Ruh, ÖZ’ün belleğidir. Ruhumuz bizim seyir defterimiz ve kılavuzumuzdur. ÖZ ise enerjiye akan, zihnin katmanlarına çekilen bilinçtir. Ruh olmasaydı hangi yönde çalışacağımızı ve işlev yapacağımızı bilemez, bir yöne sahip olamazdık. O yol haritasıdır. Eğer ona sahip olmasaydık sadece bedenimizin bize emrettiği realiteyi yaşardık.

Bu yolculuğun nedeni yaşamı yeniden oluşturmak için tüm sonsuzluğa sahip olabilmemizdir. Böyle yaparak kendimizi yeniden oluştururuz. Biz kovandaki arılar gibiyiz, kovanın kendisini yeniden oluşturmak için çalışıyoruz.

Ruhuzun sabırla beklediği şey bu dünyada yararsız olan şeyleri ne kadar iyi dağıtabildiğinizi ve onu yeni bir paradigma, yeni bir model, yeni bir düşünce olarak yeniden oluşturabildiğinizi keşfetmektir. Aradığınız şey budur. ÇÜNKÜ SİZİN BU DÜNYADAKİ YOLCULUĞUNUZ GEÇMİŞE YAPIŞMAK DEĞİL, ONU BIRAKMAKTIR. Bu bir fetih yolculuğudur.

Bedenimiz hayvanidir, doğa aleminde yaşamak için böyle olmak zorundadır. Siz sadece bedeninizin esaretinde ve ihtiyaçlarında yaşarsanız, bu yolculuğunuzun ruhsal dürtülerini değil, genetiğinizin içgüdülerini takip etmiş olursunuz.  Belki de siz bugüne kadar bedensel, şehevi doğanızın içgüdüleriyle yaşamışsınızdır ve tüm çevreniz de buna dayalı olmuştur. Siz insan bedeninizin isteklerini, beden hükmünü yenmek için buradasınız. Bunu yaptığınızda yani ruhunuz bedeninize nüfuz ettiğinde, bedensel doğanızı etkilediğinde, kendi  bedeninizin küllerinden yeni bir beden yaratırsınız.

Genelde aile içerisinde engellenen/dışlanan/yargılanan kişilerin ruhları bu doğuma hazırdır. Umutsuzluk noktasına kadar zorlayan şartlar ruhun doğmasını sağlar çünkü. Bu size yanlış gelebilir ama ruh çatışma peşindedir. Ruh bir ateştir yakar, genetik ise itfaiyecidir susturur söndürür. Ruh çatışma ister çünkü ancak böyle bir savaşta onun tüm silahlarını kullanmasına izin verilir. Ruh gerçekte bir savaşçıdır. Bir ölüm sürücüsü olan ruh, eski doğayı öldürür ve onu yeni doğaya dönüştürür. Bu kişilerin ruhu huzursuzdur, çünkü asla durup dinlenmez, zira durursa genetiğinin zaman kalıbı içerisinde uykuya dalacaktır.

Bebeklerin beden mekaniği henüz gelişmemiş olduğu için, onlar ruhsal olarak yaşamda daha fazla mevcut olurlar. Sonra büyümeye başlar ve ruh uykuya dalar, genetik yönetimi devralır. Herkes için bir norm bulur, uyumlanır. Ergenlikle beraber kutupluluk duygu fırtınası başlar. Sonra erkek ve kız tanımları devreye girer. Böylece ruhun insan bedenindeki ve yaşamındaki mevcudiyeti azalır. Çünkü artık bedende üreme çağı başlamıştır böylece enerji omurganın dibindeki kundalini enerjisine dönüşür ve tüm bedeni üreme yönünde aktive eder. O zaman ruh tamamen sessizleşir.

Daha sonra, özellikle 35/40 yaşından sonra altın çağ gelir ve ruh insan bedeninde tekrar canlanmaya başlar. O insan yaşlanmaya başladığı daha doğrusu beden mekaniği gerilemeye yavaşlamaya başladığında ruh tekrar var olma mücadelesi verir. Ruh bedenin aptal ve küstah olmasına izin vermiştir. Bedenin mahremiyetini paylaşmasına izin vermiştir. Bedenin her şeyi yapmasına izin vermiştir. Sonra bir gün ruh konuşmaya başlar.  Bir dürtü hissedilir. Sanki size birisi bir şeyler fısıldamakta ama beyin bu sözcükleri anlayamamaktadır. O bir istek, bir dürtü, bir huzursuzluktur kimi zaman…

Ruhun doğuşu bir bedenin doğuşu kadar çarpıcı olabilir. Ruh genetik mirasın yoğun zarını yarıp geçerek doğmak zorundadır. O herkesin tutum dediği kalıpları yakıp geçmelidir. Çünkü o an’a kadar beden tarafından sahiplenilmiş bölgede doğmak zorundadır. Ve ruh çok nadiren sevinç içinde doğar. O çoğunlukla haraplık içinde doğar. O ruhun karanlık gecesinde doğar. Bu ruhun mücadelesidir. Gerekirse bu savaş yaşam boyunca sürebilir. Bu savaş manik depresif insanlar yaratabilir, mutsuz, sabırsız, öfkeli, çabuk kızan insanlar yaratabilir. Çünkü doğan ruh, işgal ettiği insanın zihinsel tutumuna aykırıdır. Şimdi ruhun kendini duyurmasının zamanıdır.

Hayatta hiçbir mutluluk bulamaz görünen, birçok konuda düş kırıklığına uğramış olan insanlar içlerinde büyük bir boşluk hissedebilirler. O büyük boşluk, ruh için uygun an’dır. Çünkü kişi kendi çözümlerinin ve hayvani  içgüdülerinin sonuna geldiği, kırılıp parçalandığı anda yeni bir cenneti ve yeni bir Dünya’yı doğurur.

Öyleyse ruhun doğuşu nedir? O ruhun öne çıktığı ve kendi iradesini insanın beynine ve zihnine empoze ettiği an’dır. O çoğunlukla insanın ruhun onu yeniden oluşturabilmesi için geçmişini yok etmesi anlamına gelen bir iradeyi empoze eder. O kendini yakıp küllerinden doğan Anka kuşunun öyküsüdür.

Ruh o zaman yapması gereken tek önemli şeyi yaptığında, nur ve ışık içinde doğduğunda, insan tam bir huzur, sükûnet ve vecitsel bir mutlulukla dolar ve böylece ruh amacını gerçekleştirmiş olur.

Ayfer Özdemir

Bir cevap yazın